Ceren Bozkurt

Ortadoğu’nun Evrensel Kültüre Katkısı: Kahve

Kahve

Kadim sanılan pek çok geleneğin kökeni sanılanın aksine, yakın tarihe dayanmaktadır. Hobsbawm’ın belirttiği gibi bu, bir “geleneğin icadı”dır.[1] Yaklaşık üç yüz yıldır bilfiil hayatımızda olan kahve, bu icat edilmiş geleneğin en göz önünde olan örneklerinden biridir. Kahve bir kültür ve gelenektir çünkü yalnızca içecek olmaktan çok daha fazla işlevi bünyesinde barındırır. Kahve, yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte insanların beslenme pratiklerinde başlı başına bir öğüne ismini vermekle kalmamış aynı zamanda gündelik dinamiklerin ayrılmaz parçası haline gelen toplanma mekânlarının da oluşmasına öncülük etmiştir. Bu da, kahve etrafında oluşan bir geleneğin icadından söz edilebileceğini gösterir.

Hem Coffea Arabica bitkisinin, hem de bu bitkinin tanelerinin adı olan kahvenin etimolojisi hakkında pek çok tartışma bulunmaktadır. Kahve kelimesinin ilk olarak ne zaman kullanıldığı ise bir muammadır.[2] Bununla birlikte Arapça’da ilk zamanlar bu kelime şarap ve içki manasını taşımıştır. Aynı zamanda yine hem ağacı hem de bunun meyvesini ifade eden bunn/bün kelimesi de kahve yerine kullanılmıştır.[3] Kahve, “doyma, halis süt ve koku” anlamlarını da taşımaktadır.[4]

Coffea Arabica

Hattox’un aktardığına göre kahve, kahve olarak bilinmeden önce şarabın aşağılayıcı sıfatlarından biriydi ve yaygın olarak kullanılıyordu. Arapça k-h-v/y kökü, bir şeyin tiksindirici hale gelmesini ifade etmektedir. Bu sebeple kahve şaraptır ve bunun sebebi içen kişinin iştahını kesmesidir.[5] En nihayetinde ise kahve, coffea arabica bitkisinin çekirdeklerinin kavrulup, öğütüldükten sonra içecek haline getirilerek tüketilmesine verilen addır.

İbadeti engelleyen ve bilincin noksanlığa uğramasına sebebiyet veren sarhoş edici mayalı içkilerin tüketimi İslamiyet’te yasaklanmıştır. Bu türlü içecekleri aksine kahve, dikkat toplayıcı özelliği başta olmak üzere hazmı kolaylaştırıcı, baş ağrısı ve öksürüğü giderici gibi etkileri sebebiyle Müslüman toplumlarında kabul edilmiştir.[6]

1. Kahvenin Ortaya Çıkışı Hakkında Görüşler

Kahvenin tıpkı kelime manası gibi, çıkış noktası hakkında da pek çok görüş bulunmaktadır. Bütün bu görüşlerin kesişiminde ise ortak olan nokta, bu içeceğin Arap yarımadasına özgü olmasıdır.  Bu görüşlerden ilki, kahveyi ilk kullanan kişinin Hz. Süleyman olduğu hakkındadır. Öyle ki, Hz. Süleyman, yolculuğu esnasında uğradığı bir kasabanın sakinlerinin yakalandığı amansız hastalığa, Cebrail’in buyurduğu üzere Yemen’den gelen kahve çekirdeklerini kavurup, içecek haline dönüştürüp bir çare bulmuştur.[7]

Diğer bir görüş ise, Hz. Muhammed’in de kahveyi kullandığı üzerinedir. Dermansız bir hastalığa tutulmuş olan Hz. Muhammed’i iyileştirmek için Cebrail, elinde dumanı tüten siyah bir içecek getirmiş ve bunu içen peygamber hemen iyileşmiştir.[8]

En yaygın görüş ise, kahvenin doğuş yeri olarak kabul edilen Etiyopyalı bir çobanın hikâyesidir. Çoban Kaldi, keçilerini otlatmaya çıkardığında daha önce hiç görmediği kırmızı meyvelerden yiyen keçilerin birden daha canlı koşuşturmaları karşısında çok şaşırmış ve ertesi gün bu kırmızı meyveleri yemeyi denemiştir.[9] Her ne kadar efsaneye yakın olsa da bu hikâye bize ilk zamanlarda kahve çekirdeklerinin çiğnenerek tüketildiğini göstermesi açısından bir kılavuzdur.

Çoban Kaldi

Kahvenin tüketiminin başlaması ve yaygınlaşması üzerine bir görüş de, insan vücudunu dinç tutması sebebiyle, sufi tarikatları öncülüğünde gerçekleşmiş olduğu üzerinedir. Gündüzleri meslekleri ile meşgul olan tarikat mensupları, çoğunlukla gece yapılan zikir ayinlerinde uyanık kalabilmek için kahveden yararlanmışlardır.[10] Sufi tarikatlarında kahvenin yaygınlaşması görüşünde ilk isim olarak karşımıza ez-Zebhani çıkar. Aden’den ayrılıp Etiyopya’ya gitmek zorunda kalan Zebhani, burada kahve içildiğini görmüş, Aden’e geri dönüşünde hastalanınca aklına iyileşmek için kahveyi tüketmek gelmiştir. Kahvenin insan bünyesindeki canlandırıcı ve yorgunluğu giderici etkisi sebebiyle Aden’de girdiği tarikatta bu içeceği sufilere tanıtmıştır. Ardından pek çok insan da bu dinçliği arttıran içecekle tanışmış, gittikçe toplumun her kesiminde içilmeye başlanmıştır.[11]

İgnatius Mouradja D’Ohsson, kahvenin Şazeli bir derviş tarafından Moka’da 1258 yılında bulunduğundan söz eder. Tekkesinden kovulup Kûh-ı Esvab’a sürgüne gönderilen derviş, ıssız bir yerde açlıktan bitap halde dolaşırken etrafta var olan ağacın meyvelerini kaynatıp içmeyi denemiş, bu içecek sayesinde hayatta kalmayı başarmıştır. Bu olayın duyulması üzerine dervişin hayatta kalmasını sağlayan içeceğe olan merak artmış, türlü hastalıkları olanlar da bu içecek sayesinde şifa bulmuşlardır. Ardından Moka’da bu içecek gitgide popülerleşmeye başlamıştır.[12]

Kahvenin Şazeli bir derviş tarafından bulunduğundan Kâtip Çelebi’de bahsetmiştir. 1258 yılında hacca giden Şeyh Şazeli, müridi Şeyh Ömer’e bir ağacın meyvelerini vermiş, bunun kaynatılarak içilmesini öğütlemiştir. Bir tür uyuz hastalığına da iyi geldiği düşünülen bu içecek, Şeyh Şazeli’nin müritleri arasında yayılmaya başlamıştır. Şeyh Şazeli, Fas’tan Kuzey Afrikaya doğru olan seyahati boyunca hem kendi öğretilerini hem de bu içeceği yaymıştır.[13] Nitekim İstanbul halk folkloründe Şazeli, kahvecilerin piri olarak kabul görmüştür. “Eski İstanbul’da birçok kahvede, “Her sabah besmeleyle açılır dükkânımız / Hazret-i Şazeli’dir pirimiz üstadımız” levhası asılı bulunurdu. Yine İstanbul’da çeşitli tarikatlara bağlı hemen bütün tekkelerin kahve ocaklarında Şeyh Şazeli’nin adının yazılı olduğu bir levhanın yer alması, kahve hazırlayan dervişlerin ocağı uyandırır ve cezveyi ocağa sürerken Şazeliyye pirine teveccüh etmesi bir tarikat geleneğiydi.”[14]

2.Kahve Nasıl Yaygınlaştı?

1000 yıllarında Habeşistan’da kahvenin sıcak içecek halini almadan önce prototipi olarak çekirdeklerinin ezilerek un haline getirildiği, ardından bu undan ekmek yapılıp tüketildiğine rast gelinmiştir.[15]  Nitekim Kâtip Çelebi’de “Kimi şeyhler Yemen dağlarını mesken edinip dervişleriyle bir tür ağaç yemişi bulup kalb ve bun dedikleri taneleri döğüp yerlerdi.”[16] demiştir.

Modern anlamda olmasa da yazılı olarak kahveden bahseden ilk kişi 865-925 yılları arasında yaşadığı bilinen Farsi hekim Râzî’dir. Râzî’nin, bunn ve bunchum adını verdiği bir içecek hakkında 10. yüzyılda verdiği bu bilgiler, ilk yazılı kaynak olarak kabul edilir. 11. yüzyıla ise İbn-i Sina bunchum hakkında şunları söylemiştir: “Azaları güçlendirir, cildi temizler ve altındaki nemi kurutur ve tüm vücuda mükemmel bir koku verir”[17]

Uzunca bir süre boyunca sadece Araplar tarafından tüketilen kahve, gündelik hayatın içinde aktif bir şekilde var olan sufiler sayesinde toplumda yer edinmiştir. Mısır’da El-Ezher medresesindeki Yemenli öğrenciler sayesinde kahve Kahire’ye yayılmıştır. Yemen’e yakınlığı sayesinde, hac ibadetini yerine getiren Müslümanlar da kahve ile tanışmış ve bu içeceğin yayılmasını sağlamışlardır. XV. yüzyılın sonlarında Mekke’ye girmiş olan kahve, XVI. yüzyılda iyice benimsenmiştir. Kahvenin yaygınlaşmasında elbette tüccarların payı da azımsanmayacak kadar çoktur. Ticaret sayesinde kahve, kendisine geniş bir yayılım alanı bulmuştur.[18]

Kahvenin İstanbul’a gelişi hakkında da pek çok görüş bulunmaktadır. Tunç’un Kâtip Çelebi’den aktardığına göre kahve İstanbul’a 1543 yılında gelmiştir.[19] Fernand Braudel’e göre bu tarih 1511, Peçevi İbrahim Efendi’ye göre ise 1554’tür.[20] Osmanlı İmparatorluğu için kahve, Mısır’ın fethinden sonra önem kazanmıştır. Bunula birlikte Peçevi ve Gelibolulu Mustafa Ali’nin belirttiklerine göre Halepli Hakem ve Şamlı Şems adında iki kişi, İstanbul’a gelip Taht-ü’l Kale’de (Tahtakale) ilk kahvehaneyi açmışlardır.[21]

(Bir sonraki yazıda, hayatımızın her anında sıcacık kollarıyla bizi sarmalayan, kurtarıcımız ve gerçek sevdamız olan kahvenin Avrupa’da yaygınlaşma süreci ve batılı seyyahların gözünden kahve ve kahve kültürü konusu ele alınacaktır. Devamı haftaya…)


[1] HOBSBAWM, E., RANGER, T. (2005) Geleneğin İcadı, (çev.Mehmet Murat Şahin) Agora Kitaplığı: İstanbul. s.1

[2] BOSTAN, İ. (2001) “Kahve”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.24, s.202, İstanbul.

[3] ARENDONK C. V. (1993) “Kahve”, İslâm Ansiklopedisi, c.6, Milli Eğitim Basımevi: İstanbul. s.95

[4] Bostan, a.g.e., s.202

[5] HATTOX R. (1996) Kahve ve Kahvehaneler: Bir Toplumsal İçeceğin Yakındoğu’daki Kökenleri (çev. Nurettin Elhüseyni), Tarih Vakfı Yurt Yayınları: İstanbul. s.16

[6] CIVITELLO, L. (2019) Mutfak ve Kültür: İnsanın Beslenme Tarihi, (çev. Z. Nilüfer Nahya ve Saim Örnek), Bilim ve Sanat Yayınları: Ankara. s.80

[7] Hattox, a.g.e., s.10

[8] ŞAHBAZ, S. ( 2007) Geçmişten Günümüze Kahvehaneler, Kahvehanelerin Sosyal Yaşamdaki Yeri ve Önemi: Aydın Merkez Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: Aydın. s.7

[9] PENDERGRAST M. (2010) Uncommon Grounds: The History of Coffee and How It Transformed Our World, Basic Books: New York. s.32

[10] Hattox, s.21

[11] a.g.e, s.12

[12] BİRSEL, S. (1983) Kahveler Kitabı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları: Ankara. s.11

[13] TEZ, Z. (2012) Lezzetin Tarihi: Geçmişten Bugüne Yiyecek, İçecek ve Keyif Vericiler, Hayykitap: İstanbul. s.216

[14] ÖZEL, A. M. (2010) “Şâzeliyye”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.38, s.386, İstanbul.

[15] Şahbaz, s.8

[16] Hattox, s.14

[17] Pendergrast, s.33

[18] TAŞTAN, Y. K. (2009) “Sufi Şarabından Kapitalist Metaya Kahvenin Öyküsü”, Gazi Akademik Bakış Dergisi, c.2 s.4 s.60-61

[19] TUNÇ, Ş. (2014) Osmanlı Payitahtında Kahvehane ve Kahvehane Kültürünün Yeri, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü: İstanbul. s.12

[20] Taştan, s.63

[21] Tunç, s.28

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir